Sabah Rutinim: Zamanın Akışına Teslim Olmak Sabahlar benim için günün en özel zamanları. Kendimle, düşüncelerimle ve planlarımla buluştuğum o ilk anlar... Masamın düzeni bile bu karşılaşmanın bir parçası. Masamda her şeyin yeri belli: Yapmam gereken notlar için bir defter, sadece sevdiğim şeyleri yazdığım bir başka defter, kahve tariflerimi topladığım özel bir defter… Hepsi sehpamın sağ köşesinde üst üste dizili. Sol köşede ise sadece en sevdiklerimden oluşan müzik CD’lerim. Sehpanın tam ortasında mumluk, lego çiçeklerim ve oda kokum yer alıyor. Bu görsel düzen, güne düzenli başlamamda büyük bir rol oynuyor. Masama geçmeden önce, sabah kahvem eşliğinde küçük küçük notlarıma, yapılacaklar listeme göz atıyorum. Yeni notlar alıyorum, planlar yapıyorum. Ancak dikkat ettiğim bir şey var: Her sabahın bir akışı, bir dinamiği var ve bu akış her zaman aynı değil. Bazen aynı şeyleri yapmama rağmen zaman su gibi akıyor, işler yetişmiyor. Bazen de daha yoğun bir gündemde bile her şey kolayca hallo...
Fotoğrafla Gelen Heyecan: Günlükten Albüme Blog serime başladığımda ilk kendi çektiklerimden mini bir albüm serisi yapmaya karar verdiğimi söylemiştim. O günden bu yana her gün yeni kareler çekmeye, biriktirmeye ve albüm haline getirmeye devam ediyorum. Şimdilik sade bir biçimde ilerliyorum ama ilk fırsatta kendi adıma küçük bir albüm bastırmak istiyorum. Son halini almadan önce birkaç kez çıktı alarak, dokusunu ve hissini şekillendirmeyi seviyorum. Fotoğrafçı değilim ama artık çok net anladım ki bu, sadece bir hobi değil benim için. Özellikle mekan, yemek ve kıyafet gibi nesne ve obje çekimleri beni derinden heyecanlandırıyor. İnsan portrelerinden çok; yaşamın içindeki detaylara, dokulara, anlara dokunmayı seviyorum. Bir anı kaydetmek, benim için sadece dijitalde kalmamalı. Notlar alırken, o notların yanına o ana dair çektiğim bir fotoğrafı iliştirmek beni mutlu ediyor. Ajanda ya da defter sayfalarında yer alan kareleri görmek, telefonda kalmasından çok daha anlamlı geliyor. Bu haliyl...